23 Ocak 2011 Pazar

23 Ocak Fethiye'de Dalış...

Yaklaşık 6 saatlik teorik eğitim sonrasında ilk dalışımızı gerçekleştirdik... Hava oldukça kapalı ve yağışlıydı... Ama ekip yılmadı :))

Denizin sıcaklığı gayet iyiydi, kıyıda üşümemden dolayı denizde oldukça titredim :) ama her şey o kadar guzel ve keyifliydi ki... Turuncu paletlerimi de çok sevdim...


Yardımlarından dolayı hocamız Mehtap'a çok teşekkür ediyorum...

21 Ocak 2011 Cuma

Scuba diving macerasi başlıyor...

Uzun süredir planladığım hayalimi gerçekleştirmek için bu akşam Fethiye'ye uçuyorum :))

"bu soğukta dalış mı olurmuş" demeyin olacak...

iyi mi yaptik kötü mü ona o anda karar vereceğiz artık...

ilk deneyimim olacağı için oldukça heyecanlı ve tedirginim... ama dalış bir keşifmiş ve bu keşfi deneyip hayatımda yeni bir pencere açmak istiyorum...

umarim sorunsuz bir egitim olur... ve macera hep devam eder :))

11 Ocak 2011 Salı

50 ilk öpücük

Her gün yeniden aynı kişiye aşık olmak...

2004 yapımı film izlemek için geç kalmış olabilirim ama guzel bir film...
Hafıza kaybı yaşayan sevdiğine kendini her gun yeniden hatırlatmaya çalışmak ve sevgisini kazanmak için her gün sıfırdan başlamak zorunda olmak da zor bir süreçtir... ve sanirim sadece filmlerde olur :))

 ve filmin güzel müzigi...

4 Ocak 2011 Salı

Fethiye'de yılbaşı... (2011)

2010 yılında aralıklı da olsa seyahat ettiğim için 2011'e Fethiye'de girmek istedim ve Deniz'imi de benimle gelmesi icin ikna ettim... Tabi bunda Gönül ve Mustafa'nın payı oldukça fazla :)) (mukemmel ev sahipleri) 

31 Aralık sabahı Fethiye'deydik... kısa şehir turu ve cuma - salı günleri kurulan halk pazarında, otlu  - peynirli gözleme ile harika bir kahvaltı yaptık... sonrasında akşam için hazırlıklar... Gönül'ün harika yemekleri ve Mustafa'nin (zorla yaptigi) kokteyllerle yilbaşı yemeğimizi evde yedik... tabi Atasay'in yaptığı harika patlıcan salatasını da unutmamak gerekir... yemek sonrası tabu oyunamak da ayri bir guzellikti... (kelime sivilce: soru: resmi olmayan C , cevap: gayrıresmi C ) (bunu soyleyen arkadaşın ismini burda açıklamıyorum ama 3 gün boyunca güldüm... )

sonrasında Mustafa'nın o çalıştığı Deep Blue ya gittik... Evden çıkmadan Gönül saat 12 de kapı eşiğinde nar kırmanın şans getirdiğini soyledi... neyse narımle düştük yola... kafalar da oldukça guzel :))... barda karoeke keyfini balkondan izlemek oldukça komikti.. bir de Tolga ile dünyayı kurtardık...

saatler 12.00 yi gösterdiğinde elimdeki narı kırmak yerine adeta suyunu çıkarmışım... vee bana huzursuzluk mutsuzluk yaşatan herkes ve her şey ölmüş :)) (hatırlamıyorum ertesi sabah bana anlatılanlar) yılın ilk gününde huzurlu ve mutlu olmam da kanıtı olsa gerek... 


gece sabaha karşı çorbacıyla sonlandı... ve sabah değil yaklaşık saat 17.00 gibi gune baslayabildik... kısa bir Kabak seyahati... Abim ve Filiz'i alip sonrasında Fethiye'ye dönüş... ve bitmeyen okey oyunu :) Atasay'in diğerlerini hezimete uğratması :)) eglenceliydi... Ertesi sabah Kayaköy kahvaltını olmasına ragmen o gece de yaklaşık 5 gibi sona erdi...


2 Ocak sabahı müthiş enerjimile milleti uyandirma görevini üstlendim... biraz küfür yesem de başarıyla sonuçlandı :)


Kayaköy'de şömine başında harika kahvalti sonrasında rehberliğimizi üstlenen sevgili arkadaşımız Atasay'la çevre turumuza başladık... 
önce Panayia Pirgiotissa klisesi (dipnot: ses akustiği icin duvarlara toprak testi yerlestiriliyormus) sonrasında da yaklaşık 5 dakika araçla gittikten sonra çamura saplandık ve yola tahminimizden daha fazla yürüyerek devam ettik... Afkule (panarama olan fotograf) harika bir manzara, huzur verici bir sessizlik... zirveye çıktıktan sonra yükseklik korkusu olan arkadaşları duvar dibine sinmis haldelerdi :))... gece 21.00 de uçağımız olması nedeniyle fazla uzun kalamadan dönüş yoluna geçtik... 


dönüş buruktu... Fethiye'ye nasıl yerleşirim, gelirsem ne iş yaparım planlarıyla gar lokantasında akşam yemeğimizi yedik...


Sonuç 1'i geldi huzur ve mutluluk getirdi :)))




30 Aralık 2010 Perşembe

Mandalın Kehaneti :))

Arkadasim Esra bizlere Kahve Dunyasi'dan minik surprizler almis... Sansima cikan surpriz de "Evli, Mutlu, Cocuklu" :))

cok guldum...

Hadi bakalim 1'i gelsin huzur mutluluk getirsin :))

7 Aralık 2010 Salı

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace


Bugün dünya denizlerindeki büyük balık türlerinin yüzde 90'ı, toplam balık türlerinin ise yüzde 60'ı tükenmiş durumda.
Küçük Balık Yoksa Büyük Balık da Yok!

2 Aralık 2010 Perşembe

Mimar Sinan Ve Büyük Aşkı Mihrimah Sultan

Dogum tarihim tutuyor ama :((



Bir çoğumuz Mimar Sinan hayatı ve eserleri hakkında yazılar okumuşuzdur, bugün mimar sinanın belkide hiç duymadığınız bir anısını anlatmak istiyorum sizlere Mimar Sinan ve büyük aşkı Mihrimah Sultan,

Osmanlı’nın büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın ve büyük aşk’ı Hürrem Sultan’ın bir kız çocuğu gelir Dünya’ya .
Efsane bir ask’ın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden belki efsane aşkların en temeline en masalsı olanına ithafen ismi Mihrimah konulur Mihr-ü Mah Farsça da Güneş ve Ay demektir.
Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan büyümüş 17 yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun olan bir yaştadır. İki talibi olur biri Diyarbakır valisi Rüstem Paşa dırdiğeri ise saray’ın baş mimarı Mimar Sinan.

Padişah biricik kızını Rüstem paşa ile evlendirir Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama bilinen odur ki Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır.
Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır fakat o’na olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
İstanbul’un en güzel yerlerinden birine Üsküdar’a Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir kendisinden.1540 yılında inşa etmeye başladığı cami’yi 1548 yılında tamamlar.Cami inşa edilirken bir yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine sanki “eteklerini giymiş bir kadın” siluetini verir ayrıca cami için mimari olarak esinlendiği örnek aldığı yer ise bir başka aşka kutsal bir aşka adanmış bir şaheserdir ; Ayasofya.

Bahsi geçen bu cami 2 Minareli olup padişah fermanı ile yaptırılan bir eserdir ama Sinan’ın söyleyecekleri bununla bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne kadar ilk defa padişah fermanı olmaksızın Edirnekapı da surların yakınına pek kimsenin ilgilenmediği ıssız yalnız ama İstanbul’ un en yüksek tepesi olan bir yere sanki aşkının gizliıssız ve yalnızlığını ama bir o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci bir eser yapmaya koyulur.

Mihrimah Sultan’a ithafen.
Derler ki; cami Mihrimah sultanın o duru gösterişsiz ve bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve sadece 38 mt bir minareye sahiptir. Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder bu sayede gün ışığının her köşede adeta dans ettiği kadınsı edalı. ( o tarihte bu açıklıktaki ve bu kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere dünya üzerinde sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi) cami içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun işlemelerde de Mihrimah Sultan’ın o çok güzel ayak topuklarını döven upuzun saçları tasvir edilmiştir.
Ve yine denir ki Mihrimah Sultan’ın statüsü iki minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli yapılmıştır bu cami.

Ama Sinan aşk‘ını öyle sihirli bir tılsımla mühürlemiştir ki bu sırra şaşırmamak o sevdaların naifliğine imrenmemek elde değil. Sinan Usta’nın aşk’ının vesikasıdır sanki iki caminin de yeri özenle seçilmiştir. Güneşin doğum ve batım yerleri tespit edilerek yapılmış camilerdir. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’ni aynı anda görebileceğiniz bir yer tespit edin. Günbatımında (elbette yılın sadece bir gününde ki o gün 21 Mart gece ile günün birbirinre eşit olarak kavuştuğu gün’dür daha enteresanı o gün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür) göreceğiniz muhteşem manzara şudur:
Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş batarken Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır! “Bu nasıl bir hesaplama bu nasıl bir estetik anlayışıdır!”



Mihrimah Sultan Külliyesi 1540-1548 Üsküdar/İstanbul
Mihrimah Sultan Külliyesi 1562-1565 Edirnekapı/İstanbul


(alinti)