16 Kasım 2011 Çarşamba

İnsan olamadan anne-baba (!) olmak

Bu akşam haberlerde yine tanıdık görüntüler vardı... En acısı da sokağa terkedilen 7 günlük bebek...

Hayvanlar bile yavrularını en azından süte ihtiyaçları bitene kadar yanlarından ayırmayıp koruyup kollarken, insanlar nasıl bu kadar acımasız olabiliyor ve yavrularını anlık zevklerinin kurbanı yapabiliyorlar anlam veremiyorum...

Hadi yaptın, bunun hata olduğunu anlaman 9 ay mı aldı?

Eğitim şart!!!

Rusya istenmeyen bebekler için özel kutular kurmuş...
http://haberrus.com/life/2011/11/10/rusyada-istenmeyen-bebekler-icin-ozel-kutular-kuruluyor.html
en azından yavrucaklar soğutan ve tehlikeden korunmuş oluyor...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Bulutlar

Sevgili melekler, melek şeklinde bulutlarla da bizleri selamlamaya bayılırlar. Eğer içinizden gökyüzüne bakmak gelirse ve gözünüz birden kocaman kanatları ile size çiçek yollayan melek bulutuyla "Bana öyle geliyor herhalde" demeyin. Bulutlarla sizi selamlamak, meleklerin sık sık yaptiğı hoşluklardan biridir. O anda hislerinize dikkat edin veya gözünüz o buluta ilişmeden önceki düşüncelerinize odaklanın. Ne için meleklerinizden veya Allah'tan yardım istediniz. Ya da belki de tam moraliniz bozuk olduğu bir anda, "Hadi silkin de kendine gel, bak seninleyiz, senin yanındayız, her şey düzelecek!" diyor melekleriniz.

Meleklerle Yaşamak-Beki İkala Erikli

7 Kasım 2011 Pazartesi

"Bulutlar geçerken konuşur"

Babam da sevmezdi fotoğrafları.
Oysa biliyorum ki, hafızada biriktirilenler anlamlı kılıyor her şeyi;bulutların şekillerini de. biliyorum bunu, hem de dokuz yaşımda, ailece pikniğe gittiğimiz o günden beri. kuru köftenin şişkinliği geçmeden çimenlere uzanmıştık babamla. Bulut okumayı öğretmişti bana. "Bulutlar geçerken konuşur" demişti,"ne dediklerini hemen duyman, hızlıca okuman lazım." Elimi göbeğime koymuştum, ne yapsa babam, taklit ederdim. "Hayat da öyledir, geçer gider, iyi dinlemezsen, ne dediğini duyamazsın"
"Şu kuzu mu baba?" demiştim.
Annem "Kalkın o ıslak çimlerin üstünden, hasta olacaksınız!" diye bağırmasaydı, eminim sorumu cevaplardı babam.

Kediler Güzel Uyanır/Piknik Havası(sf 19)-Yekta Kopan

Kitabı okumaya yeni başladım ama bu hikaye bloguma koyduğum "bulut" çiziminin anlamı gibi geldi ve paylaşmak istedim...

31 Ekim 2011 Pazartesi

Ipad ve e-kitap meselesi...

E-kitap'a geçiş sürecimi, profesyonel fotoğrafçıların analog makineden digital makineye geçişindeki sancılı sürece benzetiyorum...

Önceleri olmaz öyle şey, hiçbir şey kağıdın yerini tutamaz... Kağıt kokusu ve ona dokunmak sayfalarını çevirmek, cümlenin altını çizip belki minik notlar almak kitap okumayı keyifli hale getiren şeylerdir diyordum... Sonra idefix'in uygulamasını telefonuma yükledim... Nasıl bir şeymiş bir görelim dedim... Telefon ekranından okumaya çalıştım ama küçük ekranda oldukça yorucu oluyordu...

Derken sevgili aracılığıyla ipad girdi hayatımıza :)) idefix uygulamasını hemen ona da yükledim... Bir de büyük ekranda deneyelim dedim :)) 

Başlangıçta ücretsiz inen kitaplardan birini okumayı denedim ama keyif almadım... Kitap sarmadı başka bişi indirmem gerekir diyip, Beyoğlu'nda Mustafa Abi'de (müdavimleri bilirler) kahve içerken kitapçıda afişini görüp ama tükendiği için alamadığımız Sinan Sülün'ün Karahindiba kitabını indirdim... Ipad'ten kitap okumayı kendime sevdirmek için çok uğraştım sanırım :))  (yani şuan süreci yazarken öyle hissettim)

Sonuç olarak kitapları internetten inceleyip satın almaya bu kadar alışmışken neden e-kitap da okunmasın durumuna geldim... Hem ağaçlarımız da kurtulur... Belki kitap maliyetleri de düşer...

E-kitapla barışma sürecim iyi bir gelişme ama yine de bugün Yekta Kopan'ın yeni kitabı Kediler Güzel Uyanır'ı ile birlikte okumayı planladığım 2 kitabı daha satın almaktan alıkoyamadım kendimi... Bunun nedeni arşivcilik saplantımdan belki ama, yayınlanan kitapların e-kitapları kitap basılmadan önce yayınlansa indirip okurum... Sevdiğim yazarların kitaplarını arşivime de koymadan edemem gibi geliyor...

idefix'e Not: idefix yazılımını güncellerken ibook gibi sayfa çevirme efektini kullanmalı... Satır aralarını çizebilmeli belki notlar alabilmeliyiz... Zor olmasa gerek diye düşünüyorum :))

6 Ekim 2011 Perşembe

Steve Jobs: Noktaları Birleştirmek

Meşhur Stanford Üniversitesi konuşması, bütün dünya tarafından bir veda olarak yorumlanmıştı. Bir vedadan fazlası olan bu konuşmanın Fil Uçuşu'nda yer almasını istedim. Bu güne kadar okumamış olanlar, Steve Jobs'un ölümünün ardından farklı bir algıyla okuyacaklardır.

"Kimi zaman başarılı olmanın ağırlığıyla, yeniden başlamanın hafifliği yer değiştirmelidir."


 

Not: Yekta Kopan "Fil Uçuşu" blogundan alıntıdır... Tesekkur ederim...



 

12 Eylül 2011 Pazartesi

Bir çocuk sevdim uzaklarda :))

Doğduğu günden bu yana göz bebeğimiz olan Rüzgar babasının görevi nedeniyle İzmir'de yaşamaya başladı...
15 aylık koca adam artık :)) her söyleneni anlayan, annesini sözünü dinleyen, annesinin tabiriyle AŞK o...

İzmir'e yerleşeli yaklaşık 1.5 ay oldu ama özlemine dayanamayıp bu hafta sonu ziyaretlerine gittim :))
ve bu yakışıklıyla vakit geçirmek o kadar keyifliydi ki (uyku ve yemek esnasında zaman zaman annesini çıldırtsa da) sanırım şimdi onu daha çok özleyeceğim...

12 Ağustos 2011 Cuma

Yapılamayan blog güncellemesi...

Bu yazı bır kendi kendine vicdan muhasebesidir...

Cok istedigin Alma bilgisayarini aldin, ustune Alma telefonun oldu yetmedi bi de Ipad'in oldu ama hala bu blog guncellenmedi... Ayiptir yahuu... Bahanen de yok artik ama habire oyuuu oyuuun :)) nereye kadar...

Fotograflar duzenlensin... Blog yazilari tamamlansin...

Nokta!

1 Temmuz 2011 Cuma

Cunda Tatili...



Geç de olsa tatil yazımı ekliyorum... aradan 3 ay geçti ama ben yazımda çakallık yapıp Temmuz yaptım tarihi :))

Güzel ve dolu dolu bir tatil geçirelim diye önceden nerelere gitmeli neler yapmalı diye araştırmalar yaptık... giden arkadaşlarımdan öneriler aldık...
Otelimizi internetten bulduk... Güzelyalı Butik Otel... cana yakın ve misafirperver sahipleri Selahattin Bey ve eşi Zeliha Hanım'a teşekkür ederiz...
http://www.guzelyalibutikotel.com/ (Selahattin Bey'in kahvaltıda hazırladığı omletler harikaydı,yazın yumurta yemeyen biz bayıla bayıla yedik)

Taş Kahve'nin kahvesi,dondurması ve lokmaları vazgeçilmez lezzetler arasında...Papalina balığını da mevsiminde yemeli :) fotoğrafında her ne kadar güzel görünse de tat kötüydü...
Uno da mutlaka pizza ve apple pie denemelisiniz...(çalışma arkadaşım Buket'in önerisi idi teşekkür ederim)
Yazmaya ne hacet adaya gidilip de rakı balık yapmadan dönülür mü... birbirinden lezzetli mezeler eşliğinde balık...ama önerim sahildeki restaurantlar yerine arka sokaklardaki küçük Rum  meyhanelerini deneyin...daha samimi ve keyif alırsınız...

Adanın merkezine biraz uzak olsa da Ortunç görülmeye değer bir tesis... otel müşterisi haricinde ücretli girişle sahilinden ve hizmetlerinden yararlanabiliyorsunuz... http://www.ortuncclub.com/tr/

Cunda'nin tarihi sokaklarını gezerek adanın tepesinde bulunan Değirmen'e ulaşıyorsunuz...Kütüphane ve Cafe olarak işletiliyor...Gün batımını izleyebilirsiniz...

Çok fazla fotoğraf düzenleyip ekleyemedim bloguma ama Cunda gidilesi, görülesi bir yer...

Bu arada dalış da yapıldı :))

Sevgiliye teşekkürler :))


video

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Sapanca...

Bahar gelmek bilmedi ama sevdiceğimle hafta sonu kaçamaklarina başladık...

Yaklaşık 3 saat tren yolculuğundan sonra Sapanca'daydık...
hava açık ve güneşli olsa da öğleden sonra Göl Evi'nde yemek yerken oldukça üşüdük... 

Sapanca çevresinde gezilecek yerler vardi ama biz göl çevresinin en düzenli ve en bakımlı yerleşim yeri olan Kırkpınar'da kalmayı tercih ettik... Kırkpınar ve çevresinin keyfini hakkını vererek çıkarmak için 2-3 hafta sonunu burada geçirmek gerektiği söyleniyor :)) (bir de yazın gidip görmek gerekecek sanırım)

Akşam yemeğini yediğimiz Titiz Izgara'nın köfteleri oldukça lezzetliydi... ve etraf antika eşyalarla doluydu (akliniza ne gelirse mevcut)... tabiki ilk olarak dikkatimizi ilgi alanımız olan fotoğraf makinaları çekiyordu :))... Yemek sonrasında ikram ettikleri türk kahvesi de bugüne kadar içtiklerimizin en iyisiydi... (İzmir'deki fincanda pişen kahveyi ayrı tutuyorum) 






30 Nisan 2011 Cumartesi

İzmir...

 Kordon, Kemeraltı, Kızlar Ağası Han, Ömer Usta'nin fincanda pişen kahvesi, Karataş Asansör Kulesi,Karşıyaka, Bornova... İzmir' sevmek icin o kadar çok neden var ki...

Ben yerlesemiyorum ama sevdiklerim birer birer oraya yerlesme karari aliyorlar :))
iyi mi kotu mu bilemedim ama onlar adina seviniyorum tabiki...


Sayelerinde ben de daha sık gidip gelirim artık :)

21 Nisan 2011 Perşembe

Yeniden...

TTNET'te mahkeme kararinin duzeltilmesi sonucunda blogumuzu ersime acti...
umuyoruz artik boyle engellemeler olmaz...

17 Mart 2011 Perşembe

Kaktüs Kahvesi - Cihangir

Mekan Şubat 2008'de açılmış ama biz daha yeni keşfettik sevdiceğimle...

Cihangiri hep sevmişimdir ama çok fazla mekana gitmemişimdir... Bi arkadaşımız artık Kaktüs'te çalışıyorum diyince biz de Taksim'den sıkıldığımız (ve zaten sevmediğimiz) için oraya gidelim dedik... 

Giderken biraz yolu uzatmış olsak da ısıtılan kaldırım bahçesiyle mekanı çok sevdik... Yemekleri de gayet güzeldi... Mekanda pek çok ünlüye rastalamaniz da mümkün :)) eee burasi Cihangir...


Sevdiğim bişey daha vardi ki kahve fincanları :)) 



Merak edenler için adres: Cihangir Cad. No: 16/A ( Cihangir Katlı Otopar'ın Karşısı) 34433 Cihangir/Beyoğlu-İstanbul
Tel. (0212) 243 5731

7 Şubat 2011 Pazartesi

Aşk Tesadüfleri Sever (mi)



Filmin karanlık oda görüntüleriyle başlaması ve içinde fotoğraf olması filmi sevmemin ilk nedeniydi...

Ankara sevgisini son dönemde çevremdeki insanlardan çok duyar olmuştum... Aslına bakarsanız Ankara merakı Yekta Kopan'la başladı... bir kere gittim ama bu sevenlerden dinlediğimden çok önceydi ve sevememiştim... Tekrar bi gidip onların gözüyle bakmak güzel olacak sanırım... 

Filmin müzikleri de (başta Bülent Ortaçgil şarkısı olan Eylül Akşamı olmak üzere) oldukça etkileyici ve sevdiğim şarkılardı... 



"Film nasıldı" diye soranlara da yanıtım Babam ve Oğlum - Issız Adam karışımı bir duygusallık diyorum... tabi bunu karşılaştırma anlamında değil de filmde "aile" iliskisinin de önemsendiğini anlatabilmek adına bu yorumu yapıyorum...


Kısacası gittim, gördüm, sevdim :) şiddetle tavsiye edilir...



28 Ocak 2011 Cuma

Denizin Delisi...

Unutmak mı, delisin,
Gitmesem de bekler orada deniz.
Gelirsem, bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.

Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse.
 
Özdemir Asaf

23 Ocak 2011 Pazar

23 Ocak Fethiye'de Dalış...

Yaklaşık 6 saatlik teorik eğitim sonrasında ilk dalışımızı gerçekleştirdik... Hava oldukça kapalı ve yağışlıydı... Ama ekip yılmadı :))

Denizin sıcaklığı gayet iyiydi, kıyıda üşümemden dolayı denizde oldukça titredim :) ama her şey o kadar guzel ve keyifliydi ki... Turuncu paletlerimi de çok sevdim...


Yardımlarından dolayı hocamız Mehtap'a çok teşekkür ediyorum...

21 Ocak 2011 Cuma

Scuba diving macerasi başlıyor...

Uzun süredir planladığım hayalimi gerçekleştirmek için bu akşam Fethiye'ye uçuyorum :))

"bu soğukta dalış mı olurmuş" demeyin olacak...

iyi mi yaptik kötü mü ona o anda karar vereceğiz artık...

ilk deneyimim olacağı için oldukça heyecanlı ve tedirginim... ama dalış bir keşifmiş ve bu keşfi deneyip hayatımda yeni bir pencere açmak istiyorum...

umarim sorunsuz bir egitim olur... ve macera hep devam eder :))

11 Ocak 2011 Salı

50 ilk öpücük

Her gün yeniden aynı kişiye aşık olmak...

2004 yapımı film izlemek için geç kalmış olabilirim ama guzel bir film...
Hafıza kaybı yaşayan sevdiğine kendini her gun yeniden hatırlatmaya çalışmak ve sevgisini kazanmak için her gün sıfırdan başlamak zorunda olmak da zor bir süreçtir... ve sanirim sadece filmlerde olur :))

 ve filmin güzel müzigi...

4 Ocak 2011 Salı

Fethiye'de yılbaşı... (2011)

2010 yılında aralıklı da olsa seyahat ettiğim için 2011'e Fethiye'de girmek istedim ve Deniz'imi de benimle gelmesi icin ikna ettim... Tabi bunda Gönül ve Mustafa'nın payı oldukça fazla :)) (mukemmel ev sahipleri) 

31 Aralık sabahı Fethiye'deydik... kısa şehir turu ve cuma - salı günleri kurulan halk pazarında, otlu  - peynirli gözleme ile harika bir kahvaltı yaptık... sonrasında akşam için hazırlıklar... Gönül'ün harika yemekleri ve Mustafa'nin (zorla yaptigi) kokteyllerle yilbaşı yemeğimizi evde yedik... tabi Atasay'in yaptığı harika patlıcan salatasını da unutmamak gerekir... yemek sonrası tabu oyunamak da ayri bir guzellikti... (kelime sivilce: soru: resmi olmayan C , cevap: gayrıresmi C ) (bunu soyleyen arkadaşın ismini burda açıklamıyorum ama 3 gün boyunca güldüm... )

sonrasında Mustafa'nın o çalıştığı Deep Blue ya gittik... Evden çıkmadan Gönül saat 12 de kapı eşiğinde nar kırmanın şans getirdiğini soyledi... neyse narımle düştük yola... kafalar da oldukça guzel :))... barda karoeke keyfini balkondan izlemek oldukça komikti.. bir de Tolga ile dünyayı kurtardık...

saatler 12.00 yi gösterdiğinde elimdeki narı kırmak yerine adeta suyunu çıkarmışım... vee bana huzursuzluk mutsuzluk yaşatan herkes ve her şey ölmüş :)) (hatırlamıyorum ertesi sabah bana anlatılanlar) yılın ilk gününde huzurlu ve mutlu olmam da kanıtı olsa gerek... 


gece sabaha karşı çorbacıyla sonlandı... ve sabah değil yaklaşık saat 17.00 gibi gune baslayabildik... kısa bir Kabak seyahati... Abim ve Filiz'i alip sonrasında Fethiye'ye dönüş... ve bitmeyen okey oyunu :) Atasay'in diğerlerini hezimete uğratması :)) eglenceliydi... Ertesi sabah Kayaköy kahvaltını olmasına ragmen o gece de yaklaşık 5 gibi sona erdi...


2 Ocak sabahı müthiş enerjimile milleti uyandirma görevini üstlendim... biraz küfür yesem de başarıyla sonuçlandı :)


Kayaköy'de şömine başında harika kahvalti sonrasında rehberliğimizi üstlenen sevgili arkadaşımız Atasay'la çevre turumuza başladık... 
önce Panayia Pirgiotissa klisesi (dipnot: ses akustiği icin duvarlara toprak testi yerlestiriliyormus) sonrasında da yaklaşık 5 dakika araçla gittikten sonra çamura saplandık ve yola tahminimizden daha fazla yürüyerek devam ettik... Afkule (panarama olan fotograf) harika bir manzara, huzur verici bir sessizlik... zirveye çıktıktan sonra yükseklik korkusu olan arkadaşları duvar dibine sinmis haldelerdi :))... gece 21.00 de uçağımız olması nedeniyle fazla uzun kalamadan dönüş yoluna geçtik... 


dönüş buruktu... Fethiye'ye nasıl yerleşirim, gelirsem ne iş yaparım planlarıyla gar lokantasında akşam yemeğimizi yedik...


Sonuç 1'i geldi huzur ve mutluluk getirdi :)))